OMÜ Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Atmaca, kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinen ilaçların etki mekanizmaları, kullanım alanları ve bilinçsiz tüketiminin riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.
“MİDE BOŞALMASINI YAVAŞLATIYOR, BEYİNDEKİ DOYMA MERKEZİNİ ETKİLİYOR”
Zayıflama iğnelerinin temel çalışma prensibini anlatan Prof. Dr. Ayşegül Atmaca, "Bu ilaçlar, bağırsaklardan salgılanan bazı hormonların etkilerini taklit etmektedir. Mide boşalmasını yavaşlatarak daha uzun süre tokluk hissi sağlar ve midede dolgunluk oluştururlar. Aynı zamanda beyindeki iştah ve doyma merkezlerini etkileyerek açlık hissini azaltırlar. Bu sayede kişiler daha az gıda tüketir ve kilo kaybı sağlanır" diye konuştu.
DİYABET İLACI OLARAK ÇIKTI, OBEZİTE TEDAVİSİNE DÖNÜŞTÜ
İlaçların aslında ilk olarak Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) tedavisi için geliştirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Atmaca, "Ancak kilo kaybı üzerindeki güçlü etkilerinin görülmesiyle birlikte obezite tedavisinde de kullanılmaya başlandı. Günümüzde hem Tip 2 diyabet hastalarında hem de diyabeti olsun ya da olmasın obezite tanısı alan bireylerde güvenle kullanılabilmektedir" ifadelerini kullandı.
TEPEDEN TIRNAĞA ÇOK YÖNLÜ FAYDA SAĞLIYOR
İlaçların sadece kilo kaybı değil, genel sağlık üzerinde de çok yönlü faydaları olduğuna dikkat çeken Atmaca, bilimsel verileri şu sözlerle aktardı:
"Bu ilaçlar, halk arasında 'gizli şeker' olarak bilinen prediyabet döneminden diyabete geçişi önlemede fayda sağlayabilirler. Bunun yanında metabolik sendrom, kalp-damar hastalıkları ve kalp-damar kaynaklı ölümler üzerinde olumlu etkileri gösterilmiştir. Yağlı karaciğer hastalığında, kalp yetmezliğinde ve bazı böbrek hastalıklarında yararlı olduklarına dair bilimsel veriler bulunmaktadır. Ayrıca uyku apnesi gibi uykuda solunum durmasına neden olan durumlarda ve osteoartrit (kireçlenme) gibi eklem hastalıklarında da olumlu etkileri gösterilmiştir."
“BİLİNÇSİZ KULLANIM CİDDİ RİSKLER BARINDIRIYOR”
Son dönemde ilacın hekim değerlendirmesi olmadan, illegal yollarla temin edilerek bilinçsizce kullanılmasının arttığını vurgulayan Prof. Dr. Atmaca, hayati uyarılarda bulundu:
"Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki bunlar birer ilaçtır. Nasıl ki diyabet veya hipertansiyon tedavisinde doktora danışmadan ilaç başlanmıyorsa, zayıflama iğneleri de aynı ciddiyetle değerlendirilmelidir. Bu ilaçların bazı kişilerde kesinlikle kullanılmaması gerekir. Örneğin daha önce pankreas hastalığı geçirmiş olanlarda, aktif safra kesesi taşı bulunan ve buna bağlı şikayetleri olanlarda, safra kesesi iltihabı olanlarda ve çok nadir görülen medüller tiroit kanseri öyküsü olan hastalarda kullanılması uygun değildir. Ayrıca Tip 1 diyabet hastalarında ve gebelerde de kullanılmazlar."
HER 5 HASTADAN BİRİNDE GÖRÜLÜYOR
En sık karşılaşılan yan etkilerin mide-bağırsak sisteminde yaşandığını belirten Atmaca, "Yaklaşık her beş hastadan birinde bulantı görülebilir. Kabızlık, kusma ve ishal de karşılaşılan yan etkiler arasındadır. Özellikle doktor önerisi olmadan yüksek dozlarla başlandığında bu yan etkileri daha sık görmekteyiz" dedi.
Sosyal medyadaki 'hızlı kilo verme' vaatlerinin gerçekçi ve sağlıklı olmadığını ifade eden OMÜ Öğretim Üyesi, hızlı kilo kaybının vücutta stres yanıtını artırdığını belirterek, "Hızlı kilo kaybı vitamin ve mineral eksikliklerine, kas erimesine, kalp ritim bozukluklarına ve safra kesesi taşı oluşumuna yol açabilir. Ayrıca kortizol düzeylerinde değişikliklere ve tiroit hormonlarının üretiminde azalmaya neden olur. Vücut bu süreçte kendini korumaya alarak metabolizma hızını düşürür. Bu da tedaviyi bıraktıktan sonra kiloların daha kolay geri alınmasına yol açar. Biz sürdürülebilir ve kontrollü kilo kaybı hedefliyoruz" açıklamasında bulundu.
Kamuoyunda oluşan "İlacı bıraktım, tekrar kilo aldım; demek ki ilaç bağımlılık yapıyor" algısının tamamen yanlış olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ayşegül Atmaca, sözlerini şöyle tamamladı:
"Zayıflama iğneleri fiziksel bağımlılık oluşturmaz. Bir ilacın bağımlılık yapabilmesi için beynin ödül merkezlerini uyararak haz duygusunu artırması ve tolerans gelişmesi gerekir. Bu ilaçlarda böyle bir mekanizma yoktur ve bırakıldığında yoksunluk belirtisi görülmez. Burada söz konusu olan bağımlılık değil, obezitenin kronik bir hastalık olmasıdır. Nasıl ki insülin kullanan bir diyabet hastası ilacı bıraktığında kan şekeri tekrar yükseliyorsa, obezite tedavisinde kullanılan ilaçlar bırakıldığında da kilo artışı görülebilir. Bu durum bağımlılığın değil, tedavinin süreklilik gerektiren bir hastalık için uygulanıyor olmasının bir sonucudur."